Anaların mevsimleri bir başkadır.

2012-01-28 22:37:00
Anaların mevsimleri bir başkadır. |  görsel 1

 

 

Anaların mevsimleri bir başkadır.

Yavrularımıza karşı hissettiğimiz her bir duyguyu, büyük bir tutkuyla büyütürüz. Büyütmek yeter mi? Hayır! Ana dediğin doğurur, korur, ruhu ve bedeni besler, itina ile büyütür.  Büyüttükten sonra geride durmaz, son nefesine kadar takibini yapar.

Bebelerimiz doğduğu andan itibaren, neredeyse kendimiz için yaşamayı unutmak sanki genlerimize işlenmiştir. Onlar doğana kadar, teorik olarak bildiğimiz her şey yerle bir olur ve yeniden şekillenir. Karnımızdayken kanımızla, doğduktan sonra sütümüzle besleriz. Kendimiz büyürken doğrularımızdan saparız ama onları büyütürken emin olduğumuz doğrulardan hiç sapmayız. Söz konusu onlar olduğunda, yeri geldiğinde hırçın, sevecen, asil, olgun, çocuksu hallerimizi tereddütsüz ortaya koyarız. Onlar için şekilden şekle girebiliriz.

Annelik; hayatta alınabilecek en büyük ve en güzel sorumluluktur.

Kadın olmak bir başkadır ama işin içine analık girdi mi, sahiplenmek bizim işimizdir. Önümüze çıkan her tür engeli yıkar geçeriz. Tufan oluruz, şimşek oluruz, yağmur oluruz, güneşin merkezi oluruz. Tüm varlığımızı onlar için seferber ederiz. Üzüntümüzü, açlığımızı, yokluğumuzu, ağrılarımızı, acılarımızı onlardan saklarız. Bir anne, kendi acılarını içine hapsedip dost edinmeyi iyi bilir. Acı çekerken inlemez, dinlenmez, soluk almaz.

Yeri geldiğinde, tırnağım yok diyen ana bile, kanayacağını bile, bile parmak kemiklerini geçirir sorunların ensesine. Onların hayatlarına girecek üzüntü, bizim için başroldeki düşman gibidir.

En büyük mutluluğumuz; onları sağlıklı ve mutlu görmektir. Onları büyütürken, bizlerde inanılmaz büyürüz. Kendimiz için uğraşmadığımız birçok şey için, söz konusu onlar olunca yaratırız.  Annelik; bitmek bilmeyen bir öğrencilik gibidir. Gözümüzde hiçbir zaman büyümeyecek olan bebeklerimiz, bize kolay olmayan her şeyi usanmadan öğretir.

Bir kadının karşısına belki korkmadan geçebilirsiniz. Ama bir anneyi karşınıza alacaksanız, bir değil, bin kere düşünün derim. Tek bedene sahip olan o kadın, yavrusu için kendi bedenine, bin güç ve milyonlarca sabır yükler. Şan, şöhret, para, mevki, her şeyden bir çırpıda vazgeçebiliriz. Bunlar hakkında bir mücadele veriyorsak da,  yine yavrumuza getireceği yararlardan kaynaklanıyordur.

Bir annenin gerçek yıkılışını kolay, kolay göremezsiniz. Gördüğünüz an, işte o noktaya iyi bakın. Çünkü o nokta da, yavrusu ellerinin arasından kaymış demektir. Doğurduğu, kanıyla, sütüyle beslediği, tüm hayatını adadığı yavrusu hayatını kaybettiyse, o anne dünya denen sahnenin tam ortasında dizlerinin üzerine yığılır kalır.

Ben bir anne gördüm. Annesini, babasını ve yavrusunu aynı anda bir trafik kazasında kaybetti. Ama ne anasının ne de babasının acısı onu vurdu. Evlat acısı ise onu yakıp kavurdu. Minicik yavrusunun kabrinin içine kendini savurdu. ‘Beni de onunla gömün’ diye saatlerce yalvarıp yakardı. Elli kiloluk bu anneyi beş erkek kabirden zor çıkardı.

Aslında onu oradan zorla sürükleyerek çıkaran insanlar, çıkardıklarını sanarak çok yanıldılar. O anne hayatta ki son nefesini verene kadar, her an o kabirde yavrusunun bedeninin yanında kaldı.Yavrusunu kaybettikten sonra, o hiç nefes alamadı ve hiç yaşayamadı.

Bir anne yaşarken ölmeyi, işte o an tatmaya başladı.

Dileğim; yavrusunun doğumuyla kudret kazanan annelerin, elleri arasından yavruları hiç kaymasın. Ve annelerinin varlığı ile gücüne güç katılan yavruların ellerinden anneleri hiç alınmasın. Her mevsiminizin sevdiklerinizle birlikte sağlıklı, mutlu ve huzurlu geçmesini dilerim. ( alıntı: indigodergisi)

11
0
0
Yorum Yaz